Gazetecilik, bazen zamanın önüne geçmek değil; zaman geçtikten sonra hakikatin peşinden gitmektir.
Çünkü ilk günlerde en yüksek sesle konuşanlar, her zaman gerçeği söyleyenler olmayabilir.
Bugün, 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zamana baktığımızda, yeniden sormamız gereken sorular var.
Ve bu soruları sormamızı sağlayan, gazeteci Ersin Çelik'in yıllar önce yaşadığı ama bugün yeniden hatırlattığı bir hatıra oldu.
Depremin üzerinden elli gün geçmişti.
Adıyaman'da konteyner çarşıdaydı.
İftar saatini beklerken yanına, üzeri toz içinde, saç sakalı birbirine karışmış, yorgunluktan çökmüş bir adam oturdu.
Şehri konuştular.
Depremi konuştular.
Yaklaşık on beş dakika sonra bir görevli geldi.
"Sayın Valim, talimatlarınızı yerine getirdim."
İşte o an Ersin Çelik, karşısındaki kişinin Kayseri Valisi Gökmen Çiçek olduğunu fark etti.
Tanıyordu...
Ama tanıyamamıştı.
Çünkü o günlerde makam odalarında oturan değil, enkazın içinde yaşayan valiler vardı.
Üzerinde ütülü takım elbise değil, enkaz tozu vardı.
Ve Gökmen Çiçek'in verdiği cevap aslında o günlerin özetiydi:
"Ben arada bir gidip geldim. Ama burada iki aydır evine uğramayan kaymakamlarımız var."
İşte devlet bazen tam da budur.
Sessiz...
Gösterişsiz...
Reklamsız...
Ama aynı günlerde başka bir Türkiye de vardı.
Sosyal medyada her gün aynı cümle dolaştırılıyordu:
"Devlet yok, AHBAP var."
Bu slogan öylesine yaygınlaştırıldı ki, milyonlarca insanın zihninde devletin deprem bölgesinde olmadığı algısı oluşturuldu.
Elbette AHBAP'ın, gönüllülerin, sivil toplum kuruluşlarının yaptığı yardımlar kıymetlidir.
Kimsenin buna itirazı olamaz.
Ancak bir sivil toplum kuruluşunu öne çıkarırken, sahada gece gündüz çalışan binlerce kamu görevlisini görünmez hâle getirmek de doğru değildi.
Valiler...
Kaymakamlar...
AFAD personeli...
Jandarma...
Asker...
Polis...
Sağlık çalışanları...
İsimsiz binlerce kamu görevlisi...
Onlar sosyal medya kampanyalarının değil, enkazın içindeydi.
Aradan yıllar geçti.
Bugün ise kamuoyu bambaşka haberlerle karşı karşıya.
AHBAP Derneği'ne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, bağışların kullanımı, mali işlemler ve yüksek tutarlı para transferleri savcılık tarafından inceleniyor. Dosya kapsamında Haluk Levent'in de aralarında bulunduğu kişiler hakkında adli süreç işletildi; bazı şüpheliler tutuklandı, bazıları adli kontrolle serbest bırakıldı.
Ancak burada çok önemli bir ayrım var.
Soruşturma vardır.
İddia vardır.
Savunma vardır.
Ve nihayetinde mahkeme kararı vardır.
Haluk Levent ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor; dernek kaynaklarının kişisel amaçla kullanılmadığını ve iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.
Hukukun vereceği kararı beklemek hepimizin sorumluluğudur.
Fakat hukuki süreç ne sonuçlanırsa sonuçlansın, bugün sorgulanması gereken başka bir konu daha var.
O gün oluşturulan algı...
Hatırlayın.
Depremin daha ilk günlerinde ekranlar ve sosyal medya üzerinden bazı isimler adeta yeni kahramanlar olarak sunuldu.
AHBAP...
Babala TV...
Oğuzhan Uğur...
Haluk Levent...
Topladıkları bağışlar...
Yayınlar...
Canlı bağlantılar...
Bütün bunlar toplumun büyük bir kesiminde güven oluşturdu.
Bu güvenin oluşması doğaldı.
Çünkü insanlar yardım etmek istiyordu.
Ancak aynı süreçte, devlet adına çalışan on binlerce insan neredeyse yok sayıldı.
Bugün dönüp baktığımızda, belki de en büyük haksızlığın burada yapıldığını görüyoruz.
Bir toplum, eleştiri hakkını kullanmalıdır.
Devlet de eleştirilir.
Hükümet de eleştirilir.
Kurumlar da eleştirilir.
Ama eleştiriyle inkâr arasında ince bir çizgi vardır.
"Eksikler vardı" demek başka...
"Devlet hiç yoktu" demek başka...
Bugün Ersin Çelik'in anlattığı o fotoğraf, işte bu yüzden çok değerlidir.
Çünkü o fotoğraf bize sosyal medya sloganlarını değil, sahadaki gerçeği anlatıyor.
Üzeri toz içinde bir vali...
Aylarca evine dönemeyen kaymakamlar...
Bayramı konteynerde geçiren polisler...
Çadırda iftar açan askerler...
Uykusuz doktorlar...
AFAD personeli...
Madenciler...
Ve ismini hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz binlerce kamu görevlisi...
Onlar da bu millet için mücadele etti.
Belki de en büyük hataları, yaptıklarını anlatmaya vakit bulamamalarıydı.
Bugün yürüyen soruşturmalar elbette hukuk önünde neticelenecek.
Suçlu olan cezasını alacak.
Suçsuz olan aklanacaktır.
Fakat mahkemelerin vereceği karar ne olursa olsun, değişmeyecek tek gerçek vardır.
6 Şubat'ta bu devletin binlerce evladı, makamını değil görevini düşündü.
Ve bugün, yıllar sonra yapılması gereken şey; kimseyi peşinen mahkûm etmek de değildir, kimseyi peşinen kahraman ilan etmek de...
Yapılması gereken, algılarla değil hakikatle konuşmaktır.
Çünkü sosyal medya gündemleri değişir.
Etiketler unutulur.
Kampanyalar biter.
Ama enkazın tozu, o tozun içinde görev yapan insanların emeği ve fedakârlığı tarihin hafızasında kalır.
İşte o yüzden...
Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken fotoğraf, milyonlarca beğeni alan paylaşımlar değil; gazeteci Ersin Çelik'in yıllar sonra yeniden hatırlattığı, üzeri toz içindeki bir valinin fotoğrafıdır.
Çünkü bazen tek bir kare, bin sloganı susturmaya yeter.
Sağ olun Valim... İyi ki sizin gibi devletini ve milletini seven, hizmet uğruna gecesini gündüzüne katan, ömrünü vatanına adamış devlet adamlarımız var. Zor zamanlarda makamını değil, milletini düşünen tüm valilerimize, kaymakamlarımıza ve isimsiz kahramanlarımıza şükran borçluyuz. Size ve şahsınızda deprem bölgesinde fedakârca görev yapan tüm kamu görevlilerine yürekten teşekkür ediyorum. Teşekkürler Sayın Valim Gökmen Çiçek... İyi ki varsınız.



